2 Ocak 2010 Cumartesi

15 Yaşında - 3. Bölüm

İkinci düşünce.

Okuldayken, bahçedeki ağaçların arasındaki otları yolmak için dışarıya çıktığımız zaman, birkaç çocuk yürüşümle dalga geçmeye başladılar.
"Niçin öyle yürüyorsun? Sorunun ne? Aynı bir anaokulu çocuğu gibi görünüyorsun."
"Hey, görünen o ki keyfin yerinde. Fakat biraz çarpık bacaklısın, değil mi?"
Bana birçok şey söyleyip güldüler. Bu beni fena halde kızdırsa da tabii ki onlara aldırış etmedim. Eğer yapmasaydım göz yaşlarım kuruyuncaya dek ağlardım. Bunu biliyordum. Fakat ağlamamak için kendimi ne kadar zorladıysam da başaramadım...

Bugün beden eğitimi dersinde gerçekten sinir bozucu bir olay oldu. Her zamanki gibi üstümü değiştirdim ve toplandığımız yere gittim.
Öğretmenimiz, "bugün," dedi, "parka doğru bir kilometre kadar koşacağız. Oraya vardığımız zaman da basketbola geçerek antreman yapacağız."
Onun sözleri adeta kalbimde patlamıştı. "Koşmak... Basketbol." İmkansız. Hiçbirini yapamam.
"Peki sen ne yapacaksın Aya?" diye sordu.
Bütün yapabildiğim yere bakmak oldu.
Öğretmenimiz devam etti; "sanırım sınıfta tek başına ders çalışmak zorunda kalacaksın... Ah, bir de O-chan var tabii." (O da beden eğitimi için malzemelerini getirmeyi unutmuştu.)
Sınıf arkadaşlarım hemen, "seni kıskanıyoruz, Aya... tek başına sınıfta ders çalışmak..." gibi şeyler söylemeye başladılar.
İçten içe öfkelendim. Kesinlikle şöyle söylemek istedim: "Eğer tek başınıza sınıfta ders çalışmak istiyorsanız, sizinle memnuniyetle yer değiştiririm."
Sadece bir günlüğüne olsa bile bedenimi bir başkasıyla değiştirmek isterdim. O zaman istediği şeyleri yapamayan birinin neler hissettiğini analayabilirlerdi. Yürüdüğüm her seferde ya da daha doğrusu attığım her bir adımda vücudum dengesizce sarsılıyor. Bu yüzden utanıyor ve başka herkesin yapabildiği şeyi yapamadığımdan dolayı üzülüyorum. Bütün bu hislerin ne demek olduğunu kendi başınıza gelmeden anlayabilir misiniz? Aynı hisleri payalaşamıyor olsak bile sadece bir süreliğine kendinizi benim yerime koymanızı isterdim.
Fakat, bunun hakkında artık ikinci bir düşüncem vardı. Evet, sanırım bu anlaşılması zor bir durum, çünkü ben de bunun gerçekte nasıl bir şey olduğunu ancak bu hastalığa yakalandıktan sonra farkına vardım...

15 Yaşında - 2. Bölüm

Doktorla görüşme. Annem ile birlikte Nogaya'daki hastaneye gittim. Saat 9'da evden ayrıldık. Küçük kız kardeşim Rika kendisini iyi hissetmiyordu, ancak ben hastaneye gittiğimden dolayı o da anaokuluna gitmek zorunda kaldı... Zavallı kız! Saat 11'de Nagoya Üniversite Hastanesi'ne vardık. Muayene için üç saat kadar beklemek zorunda kaldık. Kitap okumaya çalışıyordum, ancak o kadar endişeliydim ki bir türlü konsantre olamıyordum. Annem, (şu an Chubu Ulusal Hastanesi'nin yöneticisi olan) "Profesör Itsuro Sofue ile görüştüm," dedi ve beni rahatlatmak için, "meraklanma iyi olacaksın," diye ekledi. Fakat... Sonunda ismim anons edildi. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Doktorun odasına girdikten sonra annem sorunlarımı doktora anlatmaya başladı:
  1. Düştüm ve çenemi kestim. (Normal bir insan düşerken içgüdesel olarak düşüşünü engellemek için kollarını uzatır, fakat ben yüzümü doğrudan yere çarpmıştım.)
  2. Dengesiz bir şekilde yürüyorum. (Dizlerimi fazla bükemiyorum.)
  3. Kilo kaybediyorum.
  4. Hareketlerim yavaş. (Hızlı bir şekilde hareket etmek için sanki yeteneğimi kaybetmiştim.)
Onu dinlerken şaşkınlıktan kalakalmıştım. Annem her zaman çok meşgul bir insandır, ancak yine de beni çok dikkatli bir şekilde gözlemlemişti. O kadar ki onun anlattıklarını sanki kendi ağzımdan söylemiş gibiydim. Hakkımdaki her şeyi biliyordu. Kendimi o an hiç olmadığım kadar güvencede hissetmiştim. Bir de bütün bunları annemin yanında, hem de hiçbir şey gizlemeksizin doktora nasıl anlatacağımı düşünürken bütün endişelerim bir anda sona ermişti. Yuvarlak şekilli bir sandalyenin üzerine oturdum. Doktora baktım. Gözlük takıyordu. Yumuşak bakışlarının altında sıcak bir gülümsemesi vardı. Bu yüzden olsa gerek kendimi biraz daha rahat hissetmiştim. Doktor gözlerimi kapatmamı ve her iki elimi olabildiğince uzatarak başparmaklarımı birbirine denk getirmeye çalışmamı söyledi. Sonra bir süre tek bacağımın üzerinde durmak zorunda kaldım. Yatağın üzerine yattım. Bacaklarımı uzatıp, büktü. Küçük bir çekiçle hafifçe dizlerime vurdu. Tamamen onun elleri altındaydım. Muayene bittikten sonra doktor; "şimdi bir CT taraması yapalım," dedi. (X-ray makinesi kullanarak organları görüntülemeye yarayan bir makina.) Kişinin böylesi bir incelemeden geçmesi için ciddi bir sorunu olması gerekmez mi?... Büyük bir makine yukarıdan aşağıya doğru yavaşça indi. Başımı tamamen kaplamıştı. Uzayda yolculuk ediyormuş gibiydim. Bana yardım eden beyaz önlüklü adam, "sakince uzan ve kımıldama," dedi. Dediğini yaptım. Ama bir süre sonra uykum gelmeye başladı... Kontrolden sonra bir süre daha bekledik. Sonra bir kaç tane ilaç aldık ve eve döndük. Listeme bir satır daha ekledim: Beni iyileştirdikleri sürece, midemi ağzıma getirseler bile ilaçlardan asla şikayet etmeyeceğim. Tanınmış Nagoya Üniversite Hastanesi doktorlarından Sofue, lütfen Aya'nın hayatını kurtarmaya yardım et, bunun için sana yalvarıyorum. Bana söylediğin gibi ayda sadece bir kez seni görmeliyim, çünkü hastane çok uzakta ve ben okula gitmek zorundayım. Kesinlikle gelip seni göreceğim ve bana söyleyeceğin her şeyi yapacağım. Bu yüzden lütfen beni iyileştir. Sana yalvarıyorum!

15 Yaşında - 1. Bölüm

Bir şeylerin işareti.

Son zamanlarda iyice zayıflamış görünüyorum. Acaba bu durum ödevlerimi yapmak için bazen öğünleri atlamamdan mı kaynaklanıyordu?... Bazen bir şeyler yapmayı planlasam dahi onu gerçekten yapamıyorum ve bu beni sıkıntıya sokuyor. Kendimi suçluyorum ama bunun bir faydası olmuyor, çünkü hiçbir gelişme kaydedemiyorum. Sadece enerjimi boşa harcıyorum. Biraz daha gayretle gerekli adımları atmaya çalışacağım ve böylece planlarım bozulmayacak.

Yağmur çişeliyordu. “Oldukça ağır olan okul çantamla birlikte başka bir çantayı da taşımak yetmiyormuş gibi bir de şemsiyeyi alarak okula gitmekten gerçekten nefret ediyorum,” diye mırıldanırken birden bire dizlerimin bağı çözüldü ve dar, çakıllı bir yolun üzerine düştüm. Evden sadece yüz metre kadar uzaktaydım. Çenemi sertçe yere çarpmıştım. Yavaşça dokundum. Elimi çektiğimde parmaklarım kana bulandığını gördüm. Kalktım. Yola saçılmış olan eşyalarımı topladım ve adımlarımı izleyerek eve döndüm.
Holden içeri girdiğimde annem, “bir şey mi unuttun?” diye sordu. “Acele et yoksa geç kalacaksın… Aman tanrım, ne oldu?”
Sadece ağlıyordum. Hiçbir şey söyleyemedim. Annem hemen bir havlu aldı ve kanlı yüzümü silmeye başladı. Yaranın içinde küçük çakıl parçalarının olduğunu görünce, “hemen doktora gitmeliyiz,” dedi. Islak elbiselerimi değiştirmeme yardım etti. Yaranın üzerini bandajladıkdan sonra aceleyle hastaneye gittik.
Anastezi yapılmadan iki dikiş atılmıştı. Bütün bunlar benim sakarlığımın bir sonucuydu. Dişerlerimi sıkarak acıya dayanmaya çalıştım. Fakat daha önemlisi –bunun içi üzgünüm- annem benim yüzünden işten bir günlük izin almak zorunda kalmıştı.
Aynada, ağrıyan çeneme bakarken, düşerken kollarımı neden ileriye doğru uzatmadım diye merak ediyordum. Bunun yerine doğruca çenemin üzerine düşmüştüm. Acaba bu benim bedensel olarak zayıf olmamdan mı kaynaklanıyordu? Yine de durumumdan memnundum, çünkü yara çenemin altındaydı. Eğer biraz daha görünür bir yerde olsaydı, ileride evleneceğim zaman benim için bir sorun teşkil edebilirdi.

Beden eğitimi notlarım:
Ortaokul birinci sınıf: 3
Ortaokul ikinci sınıf: 2
Ortaokul üçüncü sınıf: 1

Tam bir hayal kırıklığı. Yaz tatili boyunca sürekli olarak dolaşıp antreman yaparak biraz daha güç kazanacağımı ümit ediyordum. Ancak başaramadım, çünkü bunu uzun süreli olarak yapamadım.

Bu sabah günışığı hoş bir esintiyle, mutfak penceresinin sarı dantelli perdelerinin arasından süzülüyordu. Ben ise ağlıyordum. Bedenim niçin bu kadar zayıftı? Üstüne üstlük bugün denge aletinde testimiz vardı.
Annem ağladığımı görünce, “ama diğer konularda iyisin, bu yüzden herşey yolunda, öyle değil mi?” dedi. “İleride yetenekli olduğun bir konuyu seçerek onun üzerinden gidebilirsin. Mesela İngilizce’de çok iyisin. Niçin onu denemiyorsun ve iyice geliştir miyorsun? Hem İngilizce uluslararası bir dil, bu yüzden ileride senin için oldukça faydalı olacağından eminim. Beden eğitimi dersinden bir almanın o kadar önemli bir şey olduğunu düşünmüyorum…”
Ağlamayı kestim. Annem halen bir umudumun olduğunu anlamamı sağlamıştı.
Ev ödevi yapmak konusunda tembel miyim diye telaşlanıyorumdum, çünkü ödevlerimi günde yaklaşık beş saat harcadıktan sonra anca bitirebiliyordum. Hayır, bunun tembellikle bir alakası yoktu. Vucudumun içerisinde bir şeyler ters gidiyordu.

Korkuyorum.
Yüreğimi daraltan bir his var.
Bütün gücümle koşmak istiyorum.
Ders çalışmak istiyorum.
Düzgün bir şekilde yazmak istiyorum.

Sanırım (Marsilya doğumlu besteci) Paul Mauriat’ın Tocatta’sı gerçekten hoş. Ona karşı tuttkum iyice arttı. Yemek yerken onu dinlediğim zaman, sanki bir rüyadaymışım gibi, yiyeceklerin tadları da güzelleşiyor.

Kızkardeşlerimin en büyüğü olan Ako hakkında:
Şimdiye kadar onun sadece huysuz karakterinin farkına varmıştım. Ancak şu an onun çok kibar biri olduğunu görebiliyorum. Bunu şimdi neden mi düşünüyorum?
Sabahları okula gitmek için yürürken çok yavaşım. Ancak o her zaman benimle birlikte kalıyor. Kardeşlerim genelde beni arkada bırakarak yürüyorlar. Fakat bir üstgeçitten geçeceğimiz zaman, Ako çantamı alıyor ve “çıkarken parmaklıklardan tutarsan daha iyi oluyor,” diye de ekliyor.
Şimdi yaz tatinden dolayı keyfim yerinde.
Akşam yemeği için gereçleri yıkadıktan sonra üst kata çıkacakken annem, “Aya, biraz gelip oturabilir misin?” dedi. Çok ciddi görünüyordu. Beni niçin azarlayacak diye düşünürken gerginleşmiştim.
“Aya” diye devam etti; “yürüken bedenini ileriye doğru eğiyor ve sağa sola sallanıyorsun. Bunun farkında değil misin?... Bir süredir bunu yaptığını farkettim. En iyisi bir hastaneye gidip seni bir muayene ettirelim, ne dersin?”
Bir an durduktan sonra, “hangi hastane?” diye sordum.
“Onu ben hallederim.”
Gözyaşlarım durmaksızın akıyor. Gerçekten şunu söylemek istedim; “teşekkürler anne. Sana bu kadar sıkıntı verdiğim için üzgünüm.” Ancak sözcükler boğazımda takılıp kalmıştı.
Annem hastaneye gitmeyi önerdiğinden beri, bir sorun olmasından endişe ediyordum.
Bütün bunlar bedensel olarak zayıf olamamdan mı kaynaklanıyordu?
Yoksa geç yatmamdan mı ya da düzensiz olarak yemek yememden mi?
Bu soruları kendime sorarken ağlamaktan kendimi alamıyordum. O kadar fazla ağlamıştım ki gözlerim ağrımıştı.